8. Mum Güneş Değildir
Geriye, gecenin tamamını açıklayacak bir cevap değil, küçük bir ışık ihtiyacı kaldı. Bu ışık güneş değildir: karanlığı kaldırmaz, yolun tamamını göstermez, yaranın neden açıldığını açıklamaz. Yalnız insanın önündeki bir adımı bütünüyle kör atmamasına yardım eder.
Bir mumun aydınlattığı yer dardır. El, yakın duvar, ayağın önündeki taş seçilir; birkaç adım ötesi yine karanlık kalır. Bu yalnız mumun değil, insanın da sınırıdır. Güneş olmak insanın elinde değildir; çoğu zaman yakından, eksik ve adım adım görür.
Yine de görülen küçük yer önemsiz değildir. Bir uçurumun kenarını fark etmek bütün geceyi açıklamaz; ama atılacak adımı değiştirir. Bütün yolu göstermeyen ışığı değersiz saymak, karanlıkla aynı aceleye düşmek olabilir.
Buraya kadar gece dağılmadı. Eski cevap nefes vermedi, kırılma tek yöne gitmedi, içeride bir tartı doğdu ve o tartının da şaşabileceği görüldü. Evrenin sessizliği, bedenin kırılganlığı, içeride kalan iz ve hak etmeyenin acısı aynı yerde toplandı. Hiçbiri tek başına sonuca dönüşmedi; fakat insanın bazı şeylerin önünden eskisi gibi geçmesini de zorlaştırdı.
İnsan hâlâ bilmediği şeylerin önündedir; ama başladığı yerde değildir. İçine yerleşmeyen cevabı, yerleşmiş gibi taşıyamaz. Kendi ferahlığını doğruluğun kendisi saymakta zorlanır. Başkasının yarasına büyük açıklamalar koyarken sesi yavaşlar.
Mumun yaptığı budur. İnsana bütün gerçeği verdiğini söylemez; yalnız daha önce karanlıkta kalan bir taşı, bir eşiği, aceleyle söylenecek bir cümleyi veya yanından geçilecek bir yüzü görünür kılar. Böyle bir görünürlük insanı temize çıkarmaz; ama bazı mazeretleri eskisi kadar kolay söylemesini engeller.
Kusur mumun azlığında değil, onu güneş sanmaktadır. Küçük bir açıklık büyük hüküm hakkı vermez. Başkasının karanlığını kolayca yargılama hakkı da vermez. İnsan bir başkasının neyi neden göremediğini, hangi yarayla yürüdüğünü, önündeki gecenin ne kadar koyu olduğunu kolayca bilemez. Kendi önündeki ışık, başkasının yolunu onun adına ölçmeye yetmez.
Bu yüzden mum önce insanın kendi ayağının önüne düşer. Nerede acele ettiğini, nerede geri çekildiğini, hangi cümleyi görmeden tekrar ettiğini, hangi yaranın yanından açıklama yaparak geçtiğini gösterir. Bazen yapılacak şey büyük değildir: bir soruyu hemen kapatmamak, kesin cümleden önce durmak, birinin yüzüne biraz daha dikkatle bakmak, kendi gerekçesini son söz yapmamak.
Bunların hiçbiri geceyi sona erdirmez. Yine de gecenin içinde yürüyüşü değiştirir.
İlk yürüyüşün iddiası bundan büyük değildir. Burada bir sonuç ilan edilmedi, bir varış noktası kurulmadı, sessizliğin ardında ne bulunduğu söylenmedi. Yalnız ortak bir daralma görüldü: eski cevabın hâlâ durduğu, fakat artık nefes vermediği yer. Bu fark ediş yolun sonu değildir; belki yalnız ilk dürüstlüğüdür.
Buraya kadar dil ortak kaldı; çünkü nefessizlik, kırılma, susuş ve acı tek bir insana ait değildir. Fakat ortak dil ancak bir yere kadar yürür. Bir tartının doğduğunu anlatmak başka, o tartının belirli bir insanın hayatında nereye yöneldiğini göstermek başkadır.
Bu, ilk yürüyüşün ulaştığı eşiktir. Mum güneş değildir; ama ilk adım artık bütünüyle karanlıkta değildir.
Bu küçük ışığın önünde ben artık hangi adımı eskisi gibi atamayacağım?