5. Beden ve Vicdan
Soru Bedene Gelir
Gece yarısını geçmiş bir hastane koridorunda biri plastik bir sandalyede oturur. Kapı her açıldığında başını kaldırır. Birkaç saat önce kendisini unutturan beden, şimdi omzunda, midesinde ve nefesinde kendini duyurur.
Beden o gece sessiz değildir.
Soru uzakta başlamış olabilir; fakat insan onu bedeniyle taşır. Korktuğunda nefesi hızlanır, omuzları kasılır, sesi daralır. Sevindiğinde yüzü açılır, yürüyüşü hafifler. Yorgunluk bazı günler dünyanın tamamını daha kapalı gösterir. Ağrı geldiğinde uzak meseleler çekilir; dünya sızlayan yere kadar küçülür.
İnsan bedenden dışarıda yaşamaz. Beklerken, severken, utanırken ve incinirken bedendedir. Bir sözü söylemek de susmak da bedenin içinde olur. El uzatmak, yüz çevirmek, birinin yanında kalmak veya oradan geçip gitmek de.
İyi günlerde beden çoğu zaman geri çekilir. Adımlar atılır, kapılar açılır, merdivenler çıkılır. Sonra küçük bir aksama gelir. Bir el eskisi kadar güçlü tutmaz. Nefes birkaç basamakta daralır. Gece boyunca dinlenemeyen beden sabaha yorgun çıkar.
O zaman beden, alışılmış bir taşıyıcı olmaktan çıkar. Kendisine ait olduğu hâlde bütünüyle buyruğunda olmayan bir şey hâline gelir.
Beden yalnız insanın sınırı değildir; insan onunla dünyaya değer. Açlığını hisseder, ekmeği paylaşır. Yorulur, çalışır, sever. Hastalandığında başkasının yardımına ihtiyaç duyar; başka bir gün kendisi birinin koluna girer. Aynı bedenle kırılır, zarar verir ve onarmaya çalışır.
İnsan dünyaya yalnız düşünceleriyle bağlı değildir. Teninin değdiği, nefesinin daraldığı ve gücünün yetmediği yerlerden de bağlıdır.
Başkasının Kırılganlığı
Her beden dünyaya aynı yerden değmez. Birinin kolayca geçtiği yol, başkasının önünde engel olabilir. Birinin düşünmeden yaptığı hareket, bir başkasının bütün gününü alabilir. Kimi beden kendisini uzun süre unutturur; kimi her adımda sınırını hatırlatır.
Bunu görmeyen insan kendi kolaylığını herkesin ölçüsü sanabilir. “Biraz uğraşsa yapar,” der. “Ben dayanıyorum, o da dayanabilir,” diye düşünür. Oysa başkasının bedeninde yaşamaz. Ağrının nerede başladığını, korkunun nefesi nasıl daralttığını, küçük görünen bir işin ona neye mal olduğunu bütünüyle bilemez.
Kendi gücünü ölçü yapmak kolaydır. Başkasının kırılganlığını görmek daha zordur.
İnsan bazen bunu kendi bedeni yavaşladığında öğrenir. Daha önce acele ettiği birinin neden yavaş yürüdüğünü, kendisi beklemek zorunda kaldığında fark eder. Bir başkasına kolayca söylediği “geçer” sözünün ne kadar uzaktan geldiğini, kendi ağrısı geçmediğinde anlar.
Fakat kırılganlık herkesi inceltmez. Çok taşımış biri, başkalarının da aynı biçimde taşımasını isteyebilir. Yardım görmemişse yardım istemeyi zayıflık sayabilir. Kendi acısına kapanan biri, başka bedenlerin sınırını daha da görünmez kılabilir.
Bazen de kendi bedenindeki sınır, başka bir bedene açılan küçük bir kapı olur. Bir elin titrediği, bir yüzün nasıl solduğu, korkunun bir sesi nasıl incelttiği fark edilir. Karşıdakinin söylediği cümleden önce, o cümleyi söylemenin ona ne kadar zor geldiği duyulur.
Başkasının bedeni her şeyi anlatmaz. Görülen belirti, yaşananın tamamı değildir. Yine de beden bazen kelimelerden önce konuşur. Bir omzun kapanışı, bir bakışın geri çekilişi, nefesin kısa bir an kesilmesi; dışarıdan küçük görünen bir şeyin içeride ne kadar yer tuttuğunu belli edebilir.
İnsan bakar. Sonra hayat devam eder. Fakat bazı görüntüler bütünüyle geride kalmaz.
Susuşun İzi
Bir toplantıda yapılan hata, kendisini kolayca savunamayacak birinin üzerine bırakılır. İnsan gerçeği bilir. Önündeki kâğıda bakar. Kimse ondan büyük bir kahramanlık beklemiyordur; belki yalnızca “Bu böyle olmadı,” demesi yeterlidir.
Söylemez.
Korktuğu için susmuş olabilir. Güçlü olanın öfkesini üzerine çekmek, dışarıda kalmak veya kendi yerini tehlikeye atmak istemez. Belki ne olduğunu tam anlayamamış, söyleyeceği sözün işleri daha kötü yapacağından çekinmiştir. İnsan her durumda hazır, güçlü ve cesur değildir.
Bazen de yalnız karışmak istemez. “Benim meselem değil,” der. “Belki düşündüğüm gibi değildir.” “Başka biri söyler.” Bu gerekçeler bütünüyle uydurma olmayabilir. Gerçekten korkmuş, tereddüt etmiş veya gücünün yetmediğini düşünmüş olabilir.
Toplantı biter. İnsan eşyalarını toplar, başka şeylerden konuşur, eve gider. Kimse hesap sormaz. Dışarıdan bakıldığında mesele kapanmıştır.
İçeride kapanmaz.
Bu her zaman açık bir pişmanlık gibi gelmez. Bazen yalnız kendi gerekçesinin içinde rahat edememek biçiminde belirir. “Korktum,” der. Doğrudur. Fakat bu doğruluk, gördüğü şeyi bütünüyle susturmaz. “Elimden bir şey gelmezdi,” der. Belki gerçekten çok az şey yapabilirdi. Yine de o az şeyin ne olduğunu düşünmeden geçemeyebilir.
İnsan bazen yaptığından çok, yaptığını kendisine anlatma biçiminde daralır.
Gerekçe yalnız açıklama olarak kalmayabilir; içerideki yoklamayı kısmaya da yarayabilir. Aynı cümle tekrar edildikçe, önce dışarıya verilen bir cevap olmaktan çıkar ve insanın içinde yer tutmaya başlar. Zamanla gördüğü şeyin sesi kısılabilir. Bir süre sonra hiçbir şey duymadığını sanabilir.
Fakat bazı görüntüler geri gelir. Benzer bir sahneyle karşılaştığında eski oda, eski yüz veya söylenmeyen söz yeniden belirir. Boğazı düğümlenir. Bakışını kaçırır. Olanı küçültmeye çalışırken sesi sertleşebilir.
İnsan yalnız acı çekmez; acı karşısındaki susuşunu da taşıyabilir.
İçeride kalan bu ize çoğu zaman vicdan denir. Fakat adını koymak yaşanan şeyi çözmez. Vicdan her zaman yüksek ve açık bir sesle konuşmaz; insana ne yapacağını adım adım söylemez. Bazen yalnız kendi açıklamasının bütünüyle kapanmasına izin vermez.
Bu iz her zaman berrak değildir. Korku, utanma, alışkanlık ve başkalarının bakışı birbirine karışabilir. İnsan yanlış bir şey yapmadığı hâlde suçlu hissedebilir; yaptığı bir haksızlığı ise uzun süre doğru sayabilir. Kendi çıkarını makul bir gerekçeyle örtebilir. Bu yüzden içeride duyulan her sıkışma son söz değildir; fakat hiçbir şey olmamış gibi de geçilemez.
Bir şeyi görmek, onu doğru anlamış olmak değildir. Başkasının kırılganlığından etkilenmek de insanı kendiliğinden daha iyi yapmaz. Yine de görülen şey bazen bütünüyle dışarıda kalmaz; içeride küçük bir iz bırakır.
Bu iz ne yapılması gerektiğini söylemez; yol çizmez, hazır hüküm vermez. Yalnız yaşananın bütünüyle geride kalmasına izin vermez. Başkasının kırılganlığı dışarıdadır; bıraktığı iz içeride.
Fakat içeride bir iz kalmasıyla, o izin önünde bir yer almak aynı şey değildir.