3. Tartının Doğduğu Yer

7 dakikalık okuma

Doğmakta Olan İhtiyaç

İlk kırılmanın ardından itiraz, bekleyiş, uzak bir genişlik ve eski güvene dönme isteği birbirine karışabilir. Bir düşünce ferahlatır; bir süre sonra bu ferahlığın gerçekten bir şeyin yerine oturmasından mı, yoksa yalnızca yorgunluğun hafiflemesinden mi doğduğu sorusu belirir. Eski bir söz hâlâ sıcak gelebilir; fakat sıcaklığın onu kendiliğinden doğru kılmadığını sezer.

İtiraz haklı bir yerden doğmuş olabilir; kırgınlık onu olduğundan daha kesin konuşturabilir. Beklemek dürüst bir temkin de olabilir, hiçbir yere yaklaşmamanın yolu da. Eski güvene dönüş gerçek bir yeniden duyuş olabilir; belirsizlikten yorulan insanın tanıdık bir yere sığınması da. Hangisinin ne kadarını gördüğü şeyden, ne kadarını yarasından, korkusundan veya özleminden getirdiğini hemen ayıramaz.

Bir cevap bir zamanlar onu taşımış olabilir. Bu, karşısına çıkan her soruyu taşıyabileceği anlamına gelmez. Yeni bir düşünce nefes aldırabilir; bu da onu kendiliğinden doğru yapmaz. İnsan bunları önce bir ilke gibi düşünmez, kendi içinde yaşar: bir cümlenin yanında rahatlar ve neden rahatladığını; başka bir cümlenin önünde daralır ve bu daralmanın nereden geldiğini merak eder.

Kırılmanın ardından yalnız cevap ihtiyacı doğmaz. Cevapları birbirinden ayıracak bir dikkat ihtiyacı da doğar.

İyi Gelen ile Doğru Olan

İyi gelmek küçümsenecek bir şey değildir. Uzun süredir daralan insan, içinde biraz yer açan bir cümleye yaklaşır. Bir cümle korkuyu azaltabilir, belirsizliği bir süre daha taşınabilir kılabilir. Bazen insanın düşünebilmesi için önce nefes alması gerekir.

Fakat nefes veren her şey aynı nedenle nefes vermez.

Bir düşünce, gördüğü bir şeyi daha açık taşıyabildiği için rahatlatabilir. Başka bir düşünce ise bakmak istemediği bir şeyi örttüğü için. Ağır gelen şey için de aynı durum vardır. Bir ihtimal yanlış olduğu için değil, insanın koruduğu bir yere dokunduğu için ağır gelebilir.

Bunu fark etmek duyguyu değersizleştirmez. Rahatlık da daralma da insana bir şey söyler; fakat tek başlarına son hüküm değildir. İnsan içinden geçenleri susturamaz; başka bir yerden bakma imkânı da yoktur. Yine de kendi hâlini dünyanın tamamı sayamaz.

Bir gün kapalı görünen hayat, başka bir gün daha geniş görünebilir. Değişen her zaman hayat değildir; ona bakan hâl de değişir. Yorgunluk ihtimalleri daraltır, korku uzaktaki tehlikeyi yakına getirir, özlem geçmişin çatlaklarını gölgede bırakabilir. Öfke ise bazen daha önce bakmadan geçilen bir şeyi görünür kılar.

Bu yüzden insanın ilk işi duygularından kurtulmak değildir. Onların neyi gösterdiğini ve neyi örtebildiğini ayırmaya çalışmaktır.

Terazi de Şaşabilir

İçeride bir tartı böyle doğar. Hazır verilmiş, kusursuz bir alet değildir. Kırıldığı yerde, birbirine karışan seslerin arasında yavaşça belirir. Geçmiş kendi ağırlığını getirir. Yara başka bir ağırlık. Korku, rahatlık, özlem ve öfke aynı kefeye dokunur.

Bu nedenle doğan tartı hemen güven vermez. Tam tersine, yeni bir kuşku getirir: insan artık yalnız cevapların değil, onları tartan elin de yanılabileceğini fark eder.

Terazinin şaşabileceğini görmek onu atmayı gerektirmez. İnsan kendi hükmünü başka zamanlarda, başka itirazların önünde ve kendi çıkarına dokunduğu yerde yeniden yoklar. Bir gün ağır bulduğu şeyin başka bir gün neden hafiflediğine, kolayca kabul ettiği bir düşüncenin kendisinden neyi koruduğuna bakar. Tartı kusursuz olduğu için değil, düzeltilebilir olduğu için gereklidir.

Bu düzeltme bir defada tamamlanmaz. İnsan bazen rahatladığı cevabı hızla benimser, bazen ağır gelen bir ihtimali daha duymadan dışarıda bırakır. Sonra uzaklaşmasının yalnız düşüncenin ağırlığından değil, kendisini koruma isteğinden de gelmiş olabileceğini fark eder. Başka bir zaman bunun tersini görür: sırf eskiye karşı çıktığı için yeni bir düşünceyi olduğundan güçlü bulmuştur.

Yanılabileceğini kabul etmek, her şeyi eşit görmek değildir. İnsan yine bazı düşünceleri ötekilerden daha taşıyıcı bulabilir; yalnız kendi hükmünü tartının dışına çıkaramaz. Neyi ağır bulduğuyla birlikte, onu neden ağır bulduğunu da yoklar.

Kimin Terazisi?

İnsan tartarken yalnız değildir. Bazı ağırlıklar ona çok önce değmiştir: ailesinden, konuştuğu dilden, yaşadığı çevreden ve içinde bulunduğu zamanın kabullerinden. Henüz seçmeyi bilmediği yıllarda bazı şeylerin kutsal, bazı şeylerin ayıp, bazı soruların tehlikeli, bazı cevapların ise tartışılmaz olduğunu öğrenmiş olabilir.

Bu, öğrendiği her şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez. Kendisine bırakılan mirasın içinde gerçek bir incelik, merhamet ve bilgelik de bulabilir. Fakat bir cümlenin uzun süredir söyleniyor olmasıyla gerçekten görülmüş bir şeye dayanması aynı değildir. Güçlü duyulan her söz, gücünü doğruluğundan almaz; bazı sözler yalnız çok tekrar edildikleri için içeride geniş yer tutar.

Yeni düşünceler de bu ağırlıklardan bağımsız değildir. İnsan bir fikre yalnız açıklayıcı olduğu için değil, içinde bulunduğu çevrenin onu özgür, cesur veya aydın görmesini sağladığı için de yaklaşabilir. Eski bir kalıptan çıkarken fark etmeden başka bir kalıbın içine girebilir. Kelimeler değişir; insanın tartma biçimi değişmeyebilir.

Bu yüzden “Hangisi doğru?” sorusundan önce daha sessiz bir soru belirir:

Ben hangisini neden ağır buluyorum?

Bu soru cevabı vermez. İnsanı sonsuz bir kuşkunun içine bırakmak için de değildir. Yalnız kendi seçimini doğrunun kendisi sanmasını zorlaştırır. Bir düşünceye yaklaşırken yalnız onda ne gördüğünü değil, o yaklaşmanın kendisinde neyi büyüttüğünü de fark etmeye çalışır. Daha dikkatli mi olmuştur, yoksa yalnız daha dokunulmaz mı? Başkasını gerçekten dinleyebiliyor mudur, yoksa yeni hükmünü eski kesinliğin yerine mi koymuştur?

İnsan kendi içine de bütünüyle aydınlık bir yerden bakamaz. Bir şeyi niçin sevdiğini, niçin reddettiğini, bir cümle karşısında neden sertleştiğini her zaman açıkça göremez. Tartı tam da bu karanlığın içinde doğar: karanlığı bitirmek için değil, birbirine karışan ağırlıkları olduğu gibi bırakmamak için.

Kırılmadan önce insan, cevabı tartının yerine koymuş olabilir. Bir cümle doğru kabul edildiği için onunla ölçmüş, ona uymayan şeyi daha dinlemeden eksik saymıştır. Şimdi cevap yerinden oynayınca bir boşluk açılır. Bu boşluk ürkütücüdür. Eski kesinliğin arkasına çekilemez; karşılaştığı her yeni düşünceyi de yalnız yeni olduğu için içeri alamaz.

Eski olan kendiliğinden derin değildir; yeni olan da kendiliğinden temiz değildir.

Bunu gören dikkat önce kendi eline döner, sonra dışarıya. Çünkü tartılacak olan yalnız insanın cümleleri, korkuları ve özlemleri değildir. Karşısında, ihtiyacına göre biçimlenmeyen bir gerçeklik de vardır: genişliğiyle, düzeniyle, karanlığıyla ve sessizliğiyle.

Bundan sonra soru dışarıya döner.

Similar Posts

  • 6. Cevap Vermenin Başladığı Yer

    5 dakikalık okuma Montunu koluna alıp odadan çıkmaya yönelmişken biri arkasından adını söyler: “Biraz burada kalır mısın?” Sesi yüksek değildir. İnsan kapıya bakar, sonra ona. Gidebilir; işi, yorgunluğu, yetişmesi gereken bir yer vardır. Kalabilir. Neden kalamayacağını anlatabilir. İstenen şey küçük görünür, fakat o anda önündeki akışı keser. Bir sözün insana yönelmesi, insanın o sözü kabul…

  • 7. Cümlelerin Küçüldüğü Yer

    8 dakikalık okuma Hak etmeyenin acısı. Bir çocuk korkar. Bir hayvan yaralı bedenini saklayacak yer arar. Kendini koruyamayacak biri, ne olduğunu bile tam anlayamadan incinir. Orada acı yalnız düşünülen bir mesele değildir; bir yüzde belirir, bir nefeste kesilir, bir bedeni daraltır. İnsan uzaktan baktığında cümleler kolay gelir. Düzen, sebep, sabır, ders ve anlam gibi büyük…

  • 4. Evrenin Sessiz Sorusu

    6 dakikalık okuma Evren insan diliyle cevap vermez. Sadece var olarak durur. Şehir ışıklarının azaldığı bir yerde gökyüzüne bakınca, insan alıştığı göğün ne kadar dar olduğunu fark eder. Gündelik hayatın içinde gökyüzü çoğu zaman binaların arasındaki küçük bir açıklıktır. Karanlık arttıkça gök çoğalmış gibi görünür. Oysa değişen gökyüzü değildir; insanın önündeki perde biraz çekilmiştir. Başını…

  • 5. Beden ve Vicdan

    7 dakikalık okuma Soru Bedene Gelir Gece yarısını geçmiş bir hastane koridorunda biri plastik bir sandalyede oturur. Kapı her açıldığında başını kaldırır. Birkaç saat önce kendisini unutturan beden, şimdi omzunda, midesinde ve nefesinde kendini duyurur. Beden o gece sessiz değildir. Soru uzakta başlamış olabilir; fakat insan onu bedeniyle taşır. Korktuğunda nefesi hızlanır, omuzları kasılır, sesi…

  • 1. Cevap Vardır, Fakat Nefes Yoktur

    7 dakikalık okuma Bazen yalnızca bir cümle eski yerinde durmaz. Cenazeden dönülmüştür. Masadaki çaylar soğurken biri, ölümü sabra, takdire ve görünmeyen bir anlama bağlayan o tanıdık teselliyi söyler. Kelimeler yıllardır duyulan kelimelerdir; nerede başlayacağı, nasıl süreceği, sonunda nereye varacağı bellidir. Masadakiler başlarını sallar. Konu kapanmış gibi olur. İnsan da başını sallayabilir. Doğru yerde susar, kendisinden…

  • 2. İlk Kırılma

    7 dakikalık okuma Sabah tanıdık cevaba öfkelenir. Akşam çocukluğundan kalan bir duayı hatırlar. Ertesi gün hiçbirine yaklaşmak istemez. Bir yerde sertleşir; başka bir yerde kendi sertliğinden çekinir. Dışarıdan kararsızlık gibi görünen şey, içeride dürüstçe durabileceği yeri aramasıdır. İlk kırılma tek yönlü ilerlemez. İtiraz, bekleyiş, uzak bir genişlik ve eski güvene dönme isteği sırayla gelmeyebilir; aynı…