7. Cümlelerin Küçüldüğü Yer

8 dakikalık okuma

Hak etmeyenin acısı.

Bir çocuk korkar. Bir hayvan yaralı bedenini saklayacak yer arar. Kendini koruyamayacak biri, ne olduğunu bile tam anlayamadan incinir. Orada acı yalnız düşünülen bir mesele değildir; bir yüzde belirir, bir nefeste kesilir, bir bedeni daraltır.

İnsan uzaktan baktığında cümleler kolay gelir. Düzen, sebep, sabır, ders ve anlam gibi büyük kelimeler çabucak yerini bulur. Fakat yara yakına geldiğinde aynı kelimeler eskisi kadar rahat söylenemez.

Cümle doğru olabilir; yine de yaranın yanında yanlış durabilir.

İnsan bazen acıyı anladığı için değil, onun açık kalmasına dayanamadığı için konuşur. Bir açıklama bulduğunda yara eksilmez; yalnız kendi içindeki huzursuzluk biraz azalır.

“Bir hikmeti vardır,” denir.
“İmtihandır,” denir.
“Bir gün anlaşılır,” denir.

Bu cümlelerden biri, insan kendi acısını taşırken eline tutunacak ince bir dal verebilir. Kişi kendi yarasına kendi diliyle yaklaşır; bir söze tutunur, geceyi onunla geçirir, dağılmamak için orada küçük bir yer bulur. Buna dışarıdan kolayca hükmedilemez.

Fakat insanın kendi yarasına verdiği ad ile başkasının yarasına dışarıdan koyduğu ad aynı değildir. Birinin kendi acısında tutunduğu cümle, başka birinin yarasının üzerine kapak gibi konabilir. Acı çeken daha konuşamamışken, bakan kişi onun yerine anlam kurmaya başlar. Yaranın ne olduğunu duymadan, neden orada bulunduğunu anlatır.

Cümle büyür, insan küçülür.

Hak etmeyenin acısı karşısında ilk dürüstlük, hemen sebep bulmak olmayabilir. Bazen yalnız acının gerçekten orada olduğunu kabul etmektir. Bir çocuk incinmiştir; hiçbir büyük kelime bu gerçeğin önüne geçmemelidir. Bir hayvan korkuyla titremektedir; insan bakmıyor diye o korku azalmaz. Güçsüz biri ezilmektedir; onun yarası, bakan kişinin inancını, öfkesini veya haklılığını göstermek için verilmiş bir örnek değildir.

Acı, onu görenin cümlesinden önce gelir.

Yara bir tartışmanın malzemesine dönüştürüldüğünde ikinci kez yalnız bırakılabilir. Bir taraf onu kendi cevabını savunmak için kullanır. Başka bir taraf aynı yaradan bütün cevapları yıkacak bir hüküm çıkarır. İkisi de acının önünde durduğunu sanabilir; oysa bazen ikisi de acının üzerinden konuşmaktadır.

Yara aşağıda kalır.

İnsan onu bir sonuca bağlamak ister; çünkü açık kalan acı ağırdır. Fakat bazı yaralar insanın cümlesine sığmaz. Sığmamaları önemsiz olduklarını değil, sözün sınırını gösterir.

Böyle bir yerde susmak korkaklık olmayabilir. Açıklamaya koşmadan yanında duran, “biliyorum” demeden kalan bir susuş vardır. Ama insan yaranın ağırlığına saygı duyduğu için de susabilir, bakmamak ve kendi rahatını bozmamak için de. Biri yaranın yanında kalır; öteki ondan uzaklaşır.

İnsan kendi susuşunun hangisi olduğunu her zaman hemen bilemez. Yine de acının önünde yalnız ne söylediği değil, neden sustuğu da ağırlaşır.

Bazen söylenecek en doğru şey bir cümle değildir; bir bardak su, aç olanın önüne bırakılan ekmek, korkanın yanında birkaç dakika daha kalmak, sözü kesilen kişiye yeniden yer açmak olabilir. Yara açıklamasını bulmaz; fakat insanın önündeki küçük şey görünür hâle gelir.

Bu büyük bir cevap değildir. Ama el bütünüyle boş da değildir.

İnsan boşlukta yaşamaz. Herkes bir evden, bir hafızadan, bir dilden ve bir addan gelir. Acı çekenin bir tarafı, halkı, dini veya dili olabilir. Fakat yara açıldığında bu adlardan önce bir beden incinir.

Bakan kişi önce adı görürse yaraya geç ulaşabilir. Kendisine yakın olanın acısını yüz olarak, uzağındakini sayı olarak taşıyabilir. Bir kaybın hikâyesini duyduğunda içi daralır; aynı kayıp çoğaldığında onu birkaç rakamla geçebilir. Oysa sayı dediği yerde de bir yüz, bir ses, dönmesini bekleyen biri vardır.

Bir yerde insanın içi sızlamadı diye orada yara yok değildir.

Bu fark ediş insanı temiz bir yere koymaz. Bir acıya yaklaşmak üstünlük vermez. Yardım ederken kendisini sevebilir, başkasının yarasının yanında duruşunu kendi iyiliğine delil yapabilir. Fakat niyetlerinin karışık oluşu, acı çekenin ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

İnsan önce kendi içini bütünüyle çözmeyi bekleyemez. Bir çocuk açsa, merhametinin kaynağını açıklamadan ekmek verebilir. Bir beden yaralıysa, acının bütün anlamını kavramadan yükün bir ucundan tutabilir.

Düşünmek önemlidir. Fakat düşünce, yardımın yerine geçemez.

İnsan yaranın neden açıldığını bilmeyebilir. Ne anlama geldiğini, büyük bir düzenin içinde nereye düştüğünü de söyleyemeyebilir. Fakat önünden nasıl geçtiğini hatırlayabilir: baktı mı, yüzünü çevirdi mi, yapabileceği küçük şeyi küçümsedi mi?

Bunların hiçbiri acının sebebini açıklamaz. Yalnız yaranın karşısında alınan yerin bütünüyle kaybolmadığını gösterir.

Bazı acılar insanın içindeki bütün hazır cümleleri dağıtır. İnandığı sözler susar. İtiraz ettiği sözler de yetmez. İçinde bir öfke yükselir; kime yöneldiğini bile tam seçemez. Dünyaya mı, insanlara mı, kendisine mi, sessizliğe mi? Belki hepsine.

Fakat karşısındaki yara, insanın haklı çıkmasından daha ağırdır.

Bu yüzden bazı yerlerde cümle küçülür.

“Bilmiyorum,” der insan. “Bunu açıklayamıyorum. Bu acının neden burada olduğunu söyleyemem.”

Bu sözler yaranın yanında yetersizdir. Gerçekten de yetersizdir. Ama yetersizliğini bilen bir cümle, yaranın üzerine kapanan büyük bir açıklamadan daha dürüst olabilir.

İnsan her boşluğu doldurmak zorunda değildir. Bazı boşluklar, bilmediğini unutmaması için açık kalır. Bu açıklık acı çekene teselli vermeyebilir, yükünü hafifletmeyebilir. En azından yara, başkasının rahatlığı için küçültülmemiş olur.

Acının yanında kalmak, acıyı anlamlı veya iyi ilan etmek değildir. Yalnız orada olduğunu, yaşandığını ve görmezden gelinemeyeceğini kabul etmektir. Bazen insan bundan fazlasını yapamaz. Bazen de yapabileceği şey bu kabulün içinden doğar: korunabilecek olanı korur, durdurabileceği haksızlığın önüne geçer, yalnız bırakılana yaklaşır.

Yara yine kapanmaz. Korkuyla geçen saat yaşanmamış olmaz. Kaybedilen hayat, bakan kişinin iyi niyetiyle geri gelmez.

Burada zafer cümlesi kurulamaz.

Acı yenilmemiş, soru çözülmemiştir. İnsan yalnız açıklama ile yakınlık arasındaki farkı biraz daha açık görmüştür. Bir şeyi açıklamak her zaman onun yanına yaklaşmak değildir. Bazen yaklaşmak, açıklayamadığını kabul ederek orada kalmaktır.

Cümlelerin küçüldüğü yer biraz burasıdır. İnsan konuşmaktan bütünüyle vazgeçmez; fakat sözünü yaranın üzerine koyacak kadar büyütemez. Bildiğini söyler, bilmediği yerde yavaşlar. Kendi yarasına verdiği anlamı başkasının yarasına görev gibi yüklemez.

Hak etmeyenin acısı cevap vermemiştir. Yalnız insanın sesini alçaltmıştır.

Karanlık dağılmamış, büyük cümleler biraz geri çekilmiştir. Geriye gecenin tamamını açıklayacak bir cevap değil; insanı yaradan uzaklaştırmayacak kadar yakın, bir sonraki adımı bütünüyle kör bırakmayacak kadar küçük bir ışık ihtiyacı kalır.

Bu ışık neyi aydınlatabilir, neyi aydınlatamaz?

Similar Posts

  • 2. İlk Kırılma

    7 dakikalık okuma Sabah tanıdık cevaba öfkelenir. Akşam çocukluğundan kalan bir duayı hatırlar. Ertesi gün hiçbirine yaklaşmak istemez. Bir yerde sertleşir; başka bir yerde kendi sertliğinden çekinir. Dışarıdan kararsızlık gibi görünen şey, içeride dürüstçe durabileceği yeri aramasıdır. İlk kırılma tek yönlü ilerlemez. İtiraz, bekleyiş, uzak bir genişlik ve eski güvene dönme isteği sırayla gelmeyebilir; aynı…

  • 3. Tartının Doğduğu Yer

    7 dakikalık okuma Doğmakta Olan İhtiyaç İlk kırılmanın ardından itiraz, bekleyiş, uzak bir genişlik ve eski güvene dönme isteği birbirine karışabilir. Bir düşünce ferahlatır; bir süre sonra bu ferahlığın gerçekten bir şeyin yerine oturmasından mı, yoksa yalnızca yorgunluğun hafiflemesinden mi doğduğu sorusu belirir. Eski bir söz hâlâ sıcak gelebilir; fakat sıcaklığın onu kendiliğinden doğru kılmadığını…

  • 4. Evrenin Sessiz Sorusu

    6 dakikalık okuma Evren insan diliyle cevap vermez. Sadece var olarak durur. Şehir ışıklarının azaldığı bir yerde gökyüzüne bakınca, insan alıştığı göğün ne kadar dar olduğunu fark eder. Gündelik hayatın içinde gökyüzü çoğu zaman binaların arasındaki küçük bir açıklıktır. Karanlık arttıkça gök çoğalmış gibi görünür. Oysa değişen gökyüzü değildir; insanın önündeki perde biraz çekilmiştir. Başını…

  • 8. Mum Güneş Değildir

    4 dakikalık okuma Geriye, gecenin tamamını açıklayacak bir cevap değil, küçük bir ışık ihtiyacı kaldı. Bu ışık güneş değildir: karanlığı kaldırmaz, yolun tamamını göstermez, yaranın neden açıldığını açıklamaz. Yalnız insanın önündeki bir adımı bütünüyle kör atmamasına yardım eder. Bir mumun aydınlattığı yer dardır. El, yakın duvar, ayağın önündeki taş seçilir; birkaç adım ötesi yine karanlık…

  • 5. Beden ve Vicdan

    7 dakikalık okuma Soru Bedene Gelir Gece yarısını geçmiş bir hastane koridorunda biri plastik bir sandalyede oturur. Kapı her açıldığında başını kaldırır. Birkaç saat önce kendisini unutturan beden, şimdi omzunda, midesinde ve nefesinde kendini duyurur. Beden o gece sessiz değildir. Soru uzakta başlamış olabilir; fakat insan onu bedeniyle taşır. Korktuğunda nefesi hızlanır, omuzları kasılır, sesi…

  • 6. Cevap Vermenin Başladığı Yer

    5 dakikalık okuma Montunu koluna alıp odadan çıkmaya yönelmişken biri arkasından adını söyler: “Biraz burada kalır mısın?” Sesi yüksek değildir. İnsan kapıya bakar, sonra ona. Gidebilir; işi, yorgunluğu, yetişmesi gereken bir yer vardır. Kalabilir. Neden kalamayacağını anlatabilir. İstenen şey küçük görünür, fakat o anda önündeki akışı keser. Bir sözün insana yönelmesi, insanın o sözü kabul…